Prostat Kanseri

Prostat kanseri en sık rastlanan kanser tiplerindedir. Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan çalışmalarda prostat kanserinin en fazla 55 yaş üzeri erkeklerde görüldüğü ve tanı alan erkeklerin ortalama yaşının 72 olduğu bildirilmiştir.

Prostat

Prostat, semen (ejakulat, meni) içeriğinin bir kısmını oluşturan koyu kıvamlı sıvının üretildiği bir bez dokusudur. Erişkin bir erkekte yaklaşık olarak bir ceviz büyüklüğüne uiaşır. Karıniçi organların mesaneden (idrar torbası) sonraki en alt bölümünde, rektumun (kalın bağırsağın son bölümü) hemen önünde bulunur (şekil 1.) Prostat kesesi mesanenin ilk bölümünü sağlayan kanalı (üretra) çepeçevre sarmaktadır.

Prostat bezinin işlevlerini sürdürebilmesi için vücutta erkeklik hormonlarının bulunması gereklidir. Vücuttaki erkeklik hormonlarının ana kaynağı testislerdir ve'Testesteron'isimli hormonu salgılarlar. Diğer bazı erkeklik hormonları ise böbreküstü (sürrenal, adrenal) bezleri tarafından salgılanmaktadır.

İnsan vücudu birçok farklı hücre tipinden oluşmaktadır. Sağlıklı bir kişide vücudun gereksinimine göre hücreler bölünerek çoğalır ve işlevlerini yerine getirdikten sonra parçalanarak yok olurlar. Eğer hücreler ihtiyaç olmadığı halde bölünmeye devam ederse yeni oluşan hücreler dokuda büyümeğe yol açarlar. Dokudaki aşırı büyüme sonucu tümör olarak isimlendirilen bir kitle oluşur.Tümör dokusu benign (selim, iyi huylu) veya malign (habis kötü huylu) özellikte olabilir, iyi huylu selim tümör dokusu kanser değildir. Bu kitleleri oluşturan hücreler vücudun diğer bölümlerine yayılmazlar.

Benign prostat hiperplazisi (iyi huylu prostat büyümesi); idrar kanalı (üretra) çevresindeki prostat hücrelerinin çoğalarak mesane (idrar torbası) çıkımım tıkaması ve idrar akımına engel olmasıdır.

İyi huylu prostat büyümesi 70 yaş dönemindeki erkeklerin yaklaşık yarısında ve 70-90 yaş grubundak hastalardaysa yaklaşık %90 oranında idrar yapma zorluklarına neden olur. Uygulanan ilaç veya cerrahi tedaviler hastaların yakınmalarını ortadan kaldırır ve hastalık çoğunlukla hayatı tehdit edecek bir tehlike oluşturmaz.

Malign (habis kötü huylu) tümör dokusu kanserdir. Kanser hücrelerinin iyi huylu tümör hücrelerinden en önemli farkı kontrolsüz çoğalmalarının yanı sıra komşu dokulara yayılabilme özellikleridir. Kanserli dokudan ayrılan hücreler kan veya lenf dolaşımlarıyla vücudun değişik kısımlarına yayılabilirler ve yeni kanser odakları oluştururlar.

Kanserin köken aldığı organ dışındaki dokulara yayılmasına metastaz denir. Kanserlerin çoğu geliştikleri hücrenin tipi veya organın adıyla anılırlar. Örneğin prostat dokusunda gelişen kanser prostat kanseri olarak isimlendirilir. Prostat kanseri, prostat bezinin içerisinde sınırlı kalabileceği gibi yakınındaki lenf bezlerine de yayılabilir. Ayrıca değişik yollarla kemik, mesane, rektum ve diğer organlara da yayılabilir. Kanser hücrelerinin vücudun değişik bölgelerinde oluşturdukları yayılma odakları köken aldıkları organın ismi ile adlandırılır. Örneğin prostat kanseri kemiğe yayıldığında kemikteki tümör prostat kanseri hücrelerinden oluştuğu için hastalık 'Metastatik Prostat Kanseri"olarak isimlendirilir.

Prostat Kanserinin Dünyada Ve Ülkemizde Görülme Sıklığı

Kanser günümüz dünyasında insan hayatını tehdit eden hastalıkların başında geliyor. 2012 yılı istatistiklerine göre; yılda 14 milyon yeni kanser vakası tespit edilirken, 8 milyon insan kansere bağlı nedenlerle ölüyor. Maalesef bu rakamların 2030 yılına geldiğinde %30 oranında artacağı belirtiliyor.

Prostat kanseri erkek populasyonunda en sık görülen kanser türlerinden biri. 2012 yılı istatistiklerine göre; dünya genelinde 1.1 milyon prostat kanserli olgu saptanırken, prostat kanserine bağlı ölüm 307,481 kişide görülmüştür. Bu sonuçlar prostat kanserini akciğer kanserinden sonra kansere bağlı ölümlerde ikinci sıraya taşıyor.

Prostat kanseri insidans ve prevalansı bölgelere göre farklılıklar gösterirken, en yüksek görülme oranı Kuzey Amerika’ da, en düşük görülme oranı ise Güney Asya’dadır. Ülkemiz açısından istatiski veriler net olmammakla beraber, Üroonkoloji Drneği’nini yaptığı araştırmaya göre; erkek popülasyonumuzda prostat kanseri solid organ tümürü olarak en sık karşılaşılan tümördür. Son bilgiler ülkemizde de 12 erkekten birinin prostat kanseri olduğu yönündedir.

Prostat Kanserinin Tanı Yöntemleri Ve Tanı Konusunda Yaşanan En Önemli Sorunlar

Prostat kanseri bu kadar sık görülmesi ve kansere bağlı ölümlerde erkeklerde ikinci sırada yer alması nedeniyle 1990’lı yılların başından itibaren toplum bazında PSA (Prostat Spesiifik Antijen) ile tarma çalışmaları yapıldı ve bu konuda çok ciddi mesafeler alındı. PSA taraması özellikle metastatik hastalık (yaygın-sistemik hastalık) görülme oranlarında düşüş sağlandı. Son 25 yıldaki gelişmeler, bu hastalığın biyolojisinin daha iyi tanınmasına ve gerek tanı gerekse tedavi algoritmalarında ciddi değişikliklere neden oldu.

Erken tanı için risk gurubundaki erkeklerde, ülkemiz için özellikle ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlarda 40 yaşından itibaren ürologlar tarafından yapılan prostat muayenesi ve PSA testi önerilirken, risk grubunda olmayan popülasyonda bu kontrollerin 50 yaşında başlaması öneriliyor.

Son yıllara kadar prostat kanseri şüphesi olan hastalara tanı koymak amacıyla ultrason eşliğinde sistematik biyopsi yapılmaktaydı. Bu yöntemin dezavantajı, görüntülemeyen bir kanser, randomize alınan biyopsiler ile tanınmaya çalışılıyordu. Düşük doğruluk oranlarına sahip olan bu yöntem, aynı zamanda gereksiz (klinik önemi olmayan hastaya bir zarar vermeyecek) prostat kanseri tanısı koymamıza da sebep oluyordu. Günümüzde prostat kanserinden şüphelendiğimiz hastalara rutin testlerimiz yanında, multiparametrik prostat MR’İ çektiriyoruz. Bu özel prostat mr’ında prostat bezinde kanser için şüpheli bir alan olup olmadığı değerlendiriliyor. Eğer varsa kanser şüphesi saptanan bölgeler işaretlenip daha sonra özel bir yazılım sayesinde ultrasona yerleştiriliyor. Siz biyopsi yaparken mr ve ultrason görüntülerinin birleşmiş halini görüp, doğru noktadan, doğru hedeften biyopsi yapabiliyorsunuz. İşte bu yöntemin adı ‘Prostat MR Füzyon Biyopsisi’.

Eski yöntemle maalesef %20-25 oranında hayatı tehdit edecek klinik önemli prostat kanserini atlayabiliyorduk. Bu da hastaya teşhis koyamayarak hayati önemli bir kanseri atlayabilmek demek. Olayın bir diğer yönü ise prostat kanserine özgü bir kavram olan klinik önemsiz kanserlere gereksiz yere tanı koyabiliyorduk. Bu oranda maalesef %40-50 ‘leri bulabiliyordu. Bu da lüzumsuz ameliyat, lüzumsuz maliyet, lüzumsuz tedavi demek. Yeni yöntem büyük oranda bu tip dezavantajları ortadan kaldırıyor. Yeni yöntemin sağladığı iki avantaj var. Birincisi, gereksiz tanı oranını düşürüyor ve klinik önemsiz hastalık tanı oranı azalıyor. İkincisi ise %90’lara varan oranlarda yüksek dereceli

Prostat Kanserinin Güncel Tedavisi Nasıldır? Son Yıllarda Tedavi Konusunda Yaşanan Gelişmeler Ve Açıklanan Yeni Çalışmalar

Prostat Kanserinin tedavisi hastalığın evresine göre değişiklikler gösterir. Lokalize hastalık dediğimiz, organa sınırlı hastalıkta son 10 yıldaki en önemli değişikliklerden biri özellikle progresyon (hastalığın ilerlemesi) açısından düşük risk gurubundaki hastalıklara yapılan (önerilen) aktif izlem tedavi protokolüdür. Bu protokoldeki na amaç ; hastalığın tedavisinde görülecek olası komplikasyonlardan sakınma çabasıdır. Bu protokolde hastalar yakın bir takip programında tutulurken, ilerleme görülen olgularda aktif tedaviye geçiliyor ve böylece önemli bir gurup hasta lüzumsuz tedaviden korunabiliyor.Günümüzde prostat kanseri tanı ve tedavisi ile yakından ilgilenen bilim insanlarının ana uğraş alanlarından biri, kişiye zarar verebilecek agresif prostat kanserlerinin, zararsız, klinik önemi olmayan prostat kanserlerinden ayrımını yapma çabasıdır. Prostat kanseri tedavisinde diğer birçok kanser türünde görmeye alıştığımız klasik yaklaşımlar dışında izlem protokolleri önemli bir yer tutmaya başladı. Prostat kanserinin biyolojisi itibari ile özel bir kanser olma ayrıcalığı bulunuyor.

Lokalize hastalıkta dünya genelinde en çok başvurulan tedavi yöntemi cerrahidir. Radikal prostatektomi ameliyatı sadece ABD’ de yılda 80.000 vakaya uygulanıyor. Bu cerrahi teknikle ilgili olarak son yıllardaki en önemli gelişme; bu cerrahi yöntemin robot yardımıyla laparoskopik olarak yapılmasıdır. ABD’ de bu yöntem lokalize hastalığın cerrahi tedavisinde %80 ‘ler oranında uygulanıyor. Ülkemizde de robotik cerrahi 34 farklı merkezde prostat kanserinin tedavisinde aktif olarak kullanılıyor. Robotik cerrahinin başlıca dezavantajı yüksek maliyetidir. Bunun yanında, öğrenme eğrisinin kısmen kısa oluşu, cerrahi yöntemin standardize olmasına ve hastaların büyük merkezlere santralize olmasına olanak sağlaması başlıca avantajıdır. Bütün bunların yanında, bu konu ile ilgili 2016 Eylül ayında Lancet Dergisinde yayınlanan açık yöntemle robotik yöntemi karşılaştıran ilk ve tek randomize çalışmada iki yöntem arasında belirgin bir farkın olmadığı araştırmacılar tarafından saptanmış bulunuyor

Araştırmacıların sonuç cümlelerine tamamen katılarak bu konuyu kapatmayı uygun buluyorum. Hastaların tedavileri için bir teknik arayışı içinde olmaları yerine, tecrübeli ve güvenilir bir cerrah arayışı içinde olmalarında kendi sağlıkları açısından fayda vardır.

Prostat Kanseri Tedavisinde Kemoterapinin Yeri Nedir?

Prostat kanseri , erkeklik hormonu dediğimiz testesterona bağlı bir kanser. Yani prostat kanseri testesteron ile beslenen, büyüyen ve ilerleme gösteren ve onun yokluğunda gerileyen, büyümesi yavaşlayan bir kanser türü. Huggins’in 1941 yılında Cancer Research Dergisinde metastatik hastalıkta testesteronun ortadan kaldırılması ile hastalığın gerileme gösterdiğini bulmasından itibaren,yaygın-sistemik-metastatik hastalıkta androjen deprivasyon tedavisi (anti androjen tedavi - kastrasyon tedavisi) standart tedavi haline geldi. Metastatik prostat kanserinin tedavisinde bu yaklaşım son yıllara kadar bu şekilde devam ederken 2015 yılından itibaren bu evredeki hastalıkta yeni bir dönem başladı, erken kemoterapi uygulamaları.

Yapılan çeşitli çalışmalarda metastatik hastalıklarda androjen deprivasyon tedavisine kemoterapinin erken dönemde eklenmesinin, özellikle yüksek hacimli metastatik hastalıkta 17 gibi çok önemli bir sağ kalım avantajı sağladığı gösterildi. Bu sonuç bir çalışmada bir solid organ tümörü için klasik tedaviye göre bu düzeyde gösterilmiş olan en önemli sağ kalım farkıdır. Hu evredeki hastaların tedavisinde bence bir çığır açan bu tedavi yaklaşımı prostat kanserinin tedavisinde en önemli gelişmelerden biridir.

Prostat kanserinin son ve ölümcül evresi kastrasyona dirençli metatstatik prostat kanseridir. Bu evreye genel olarak evre 2 hastalık da deniyor ve o ana kadar olan tedavilere yanıtsızlığın başladığı evre olarak tanımlanıyor. Bu evredeki hastalıkta son yıllara kadar verebileceğimiz bir tedavi ajanımız bulunmuyordu. Ancak 2012 yılından itibaren ülkemizde kullanılmaya başlayan kabazitaksel isimli kemoterapatik ajan ve abirateron isimli bir antiandrojen ile bu gurup hastalarda da sağ kalım avantajı sağlandı. 2017 yılında ruhsatlanmasını beklediğimiz 2 yeni ajanla bu gurup hastalarımıza yeni tedavi alternatifi sunmayı ümit ediyoruz.

Prostat Kanseri Tedavisinde Başarı İçin Multidisipliner Yaklaşımın Önemi

Prostat kanseri diğer birçok kanser türü gibi multidisipliner yaklaşımla tedavi edimesi gereken bir hastalık.Üroonkologlar, medikal onkologlar, radyasyon onkologları, nükleer tıp uzmanları, radyologlar, pataloglar, moleküler genetikçiler bu multidisipliner takımın içinde yer alıyor.Ülkemizde prostat kanserinin toplum bazınsda farkındalığının artırılmasından başlayarak, bu konularınbilimsel alanlarda tartışılmasının sağlanması ve bilimsel çalışmalarının teşfik edilip desteklenmesi üroonkoloji derneğinin asli görevidir.

Derneğimiz kurulduğu 1999 yılından itibaren bu alandaki görevini eksiksiz yerine getirmeye çalışıyor, iki yılda bir üroonkoloji kongrelerini düzenliyor. Yine 2017 yılında Türkiye’de bir ilk olan ASCO Üroonkoloji Derneği işbirliği ile genitoüriner kanserlerin bir toplantısını düzenledi.Bu toplantılardaki amaç multidisipliner takımın aynı amaç etrafında birleşmesini sağlamak ve güncel bilimi hastalarımızın yararına kullanma becerimizi artırma çabasıdır.